14/4/2008 - SUÇLU HEP BAŞKALARI MI?
Buradaki yazılardan daha fazlasına ulaşabilmek için www.psikolojist.net
Toplumsal alışkanlıklarımız gereği, çocuklarımız genelde koruyucu aile yapıları içinde büyütülür. Anneler çocukları için her şeyi yapar, her hatalarını telafi eder, her başı sıkıştığında bir çözüm yolu bulur. Yeter ki çocukları ders çalışsın, başka hiçbir şeyle ilgilenerek yorulmasın. Koruyucu aile yapısı, çocuğuna herhangi bir sorumluluk yüklemeye kıyamayacaktır. Zaten ebeveynlerde çocuklarının her türlü ihtiyacı ile ilgilenerek çözüm olmayı kendilerine görev atfetmişlerdir. Çocukların görevi ya da sorumluluğu ise ders çalışmaktır. Ama onu da çocuk bütün bunlardan sonra ya sahiplenir ya da sahiplenmez. Çünkü onda da zaten anneler çocukların yerine ödevleri varsa telaşlanır, sınavları varsa kaygılanırlar. Eh çocuğa da yapacak çok fazla bir şey kalmaz. Birisi varken bir diğer kişinin daha çabalamasına gerek yoktur. Bir kişi yetiyordur da artıyordur bile. Ve böylelikle çocuklar tam olarak hiçbir sorumluluk almadan büyümüş olurlar.
Hatta sorumluluk almadıkları gibi birde yaptıkları hataların suçunu da üstlerine almamak gibi bir alışkanlıkları vardır. Bu da yine çocukluktan beri verilen bir şeydir.Üstün DÖKMEN hocamızın dediği gibi: “Çocuk küçükken masaya takılıp düşse masa dövülür: “Ah masa ah!Sen niye benim oğlumu- kızımı düşürüyorsun, niye ordasın” diye. Ve çocuk; o andan itibaren masa orada olmasa bütün bunların yaşanmayacağına, kendisinin dikkatsizliğiyle hiç ilgisi olmadığına ve yaşanan bu sıkıntının tamamın masadan kaynaklandığına inanmaya, “inandırılmaya” başlar. Hepsi masanın suçudur. Buna inanır!Acaba benim bir hatam var mı diye düşünmez.
Ve sonra çocuk büyür...Ve böylece suçu kendinde aramayan, suça sebep olan etkenleri dışarıda arayan, hep karşı tarafa yüklemeler yapan, düşünmeden hareket eden, yaptığı davranışların sonucunu görmeyen, her zaman payına düşen sorumluluktan kaçan, sanki olanlar onun problemi yada sorumluluğunda değilmiş gibi davranan kişiler çıkar ortaya.
Bu durum ergenlik dönemi ile beraber daha da netleşir ve bir problem olarak artık karşımıza çıkmaya başlar. Ergenlik döneminde ben merkezcilik ön plandadır. Ergen kendini tüm olayların merkezinde görür. Ergenlikte hep “BEN” vardır.Düşünmeden hareket eder. Zaten kafası karışık olan ergen olayların sonuçlarını önceden kestiremeyebilir. Tabii işte bu noktada nasıl yetiştirildiği de önem kazanır. Evde sürekli pohpohlanarak, el üstünde tutularak, hiçbir sorumluluk verilmeden, her istediği yapılarak büyüyen çocuk ergenlik döneminin de doğal özellikleri ile tüm dış dünyayı kendine karşıymış gibi görmeye başlar.Arkadaşları ile sürekli sorun yaşar. Öğretmenleri ile sürekli arası açıktır. Kendi hatalarını asla görmez, sürekli karşı tarafı suçlar. Kural tanımaz.Hep onun istediği yapılsın ister. Hep kendi söylediklerinin doğruluğuna inanır.
Tabii bu durumda aile de objektif olamıyorsa ve hala koruyucu aile tutumunda ise çocuklarının her söylediklerini kesinkes doğru olarak kabul eder ,oda göremez ve oda aynı aile tutumuyla yetişmiştir ve çoğu zaman kendine eleştirel bakmayı beceremez. Olayları araştırma gereği duymaz.
Çoğu zaman oluyor bunlara benzer olaylar. Çocuk evde o kadar şımartılmış her istediği yapılmıştır ki; dışarıda çok kolay hayal kırıklığına uğrar. Çünkü evde ki gibi dışarıda herkes onu mutlu etmek için çabalamaz ve hatalarını hoş görmez.Ama çocuk evde buna o kadar alışmıştır ki normalin bu olduğunu sanır, ya hayal kırıklığı ile içine kapanır yada oda karşı tarafa zıt gitmeye başlar. Herkesin kafayı ona taktığını düşünür. İnsanlar onu kıskanıyordur. Öğretmen hep onu görüyordur. Oysa o hep suçsuzdur. Ailede buna inanır. Ve okula hesap sormaya gelir. Çocuk bundan sonra kendi hatalarını görmeye başlayacağı yerde haklı olduğu fikrine daha da sarılmaya başlar: “Ben haklıyım ki annem babam hesap sormaya geldi” der. “O öğretmenin canını okuyacak” der. Ailede hiç hesapsız öğretmene hesap sorar: “Sen benim kızımdan -oğlumdan ne istiyorsun?” diye.Öğretmen neden suçlandığını bile anlamaz çoğu zaman.Ya da çocuğun sorumsuz davranışları o kadar çığırından çıkmıştır ki öğretmenin sabrını tüketmiştir. Ama çocukta ailede kendini sorgulamazlar bu olaylarda. Suçlu bir kişi vardır; öğretmen!Yada suçlanacak başka şeyler bulunur eğitim sistemi, yeni müfredat, medya vs vs...Ama suç çocukta yada ailede değildir asla(!)
Böyle davranarak çocuklarımız yerine onların problemlerini çözmüş onlara kendilerini geliştirme fırsatı vermemiş oluyoruz. Biz onların yerine problemlerini hem çözeriz ve hem de şikayet ederiz. Hiçbir problemini çözemiyor, sonuçları göremiyor diye. Fırsat vermeyiz ki çocukluktan beri.Okulda da ister arkadaşları ile ister öğretmenleri ile olsun karşılaştıkları problemde hemen okula koşarız. Onun yerine problemi halletmeye uğraşırız. Sonra da niye bu çocuk karşılaştığı problemleri çözemiyor kendi başına karar veremiyor deriz. Hepimizin her zaman mutlaka hataları vardır.Öğretmenlerinin de, öğrencilerinde, ailelerinde… Sonuç olarak birilerini suçlamak, eleştirmek çok kolaydır. Zor olan ise kendimizi eleştirebilmektir. Hatalarımızı görebilmektir. Her olayda üstümüze düşen payı kabullenebilmemizdir. İşte budur insanı olgunlaştıran. Eğer bunu yapabilirsek sağlıklı bir kişi oluruz ve çevremizle uyum içinde yaşarız. İşte budur bize çok şey kazandıran; bizi geliştiren. Çocuklarımızın da böyle olmasını istiyorsak değişime kendimizden başlamalıyız.Eğer biz olgun davranırsak onlara iyi birer model olabiliriz.
Serap KARABULUT Psikolojik Danışman
|
|
Yorum (2) :: Bağlantı
|
10/3/2008 - Evlilik dışı ilişki sonrası çift terapisi
Buradaki yazılardan daha fazlasına ulaşabilmek için www.psikolojist.net
Aldatma sonrasında aldatılan eşte travmadan depresyona ve hatta anksiyete ataklarına kadar çeşitli rahatsızlıkların semptomları görülebilir. İntihar veya başkasını (özellikle eşinin birlikte olduğu kişi) öldürme düşüncelere de sık rastlanır.
Çift terapisinde öncelikle eşlerin güvenliğine dikkat edilir. Şiddet duygularının nasıl kontrol edileceği, eşlerin kendilerini nasıl koruyacağı önemlidir.
Bir eş için aldatıldığını öğrenmek bir travma olabilir. Aldatılan eşte bir depremzedenin veya bir savaş gazisinin yaşadığı Travma Sonrası Stres Bozukluğu semptomları görülebilir. Saplantılı bir şekilde tekrarlanan düşünceler, aşırı tetikte olma, aşırı uyarılma, flashback’ler ve rahatsız edici imgeler insanın en temel varsayımlarının sarsılmasına ve masumiyetin kaybolmasına verdiği sıkça rastlanan tepkilerdendir.
Çift terapisine evlilik dışı ilişki bittikten sonra başlanır. Evliliği bitirme konusunda kararsızlıklar söz konusu olduğunda bireysel terapi çerçevesinde çalışılır. İlişki bittikten sonra eşin ilişkiye girdiği kişiyle ilişkisinin kesildiğinden aldatılan eşin emin olması sağlanır. Özellikle iş yeri gibi görüşmenin zorunluluktan dolayı kesilemeyeceği ortamlarda eşlerin sınırların iyi konulmasına ve korunmasına özen göstermesi sağlanır.
Terapi sürecinde eşler yapıcı iletişim kalıplarını benimserler. Duyguların direkt dışavurumuna ve empatik dinlemeye yönelik iletişim becerileri kazanırlar. Birbirlerine değer verdiklerini gösteren davranışlar arttıkça iyi niyet artar. Bu da eşlerin birbirini daha çok takdir etmesine ve değişim için sorumluluk almalarına yol açar.
Evlilik dışı ilişki çoğunlukla her iki eş için de son derece rahatsız edici bir deneyim olmakla birlikte, çift terapisiyle aşılamayacak bir güçlük değildir. Her iki taraf da bu konuda çaba harcamak ve evliliklerini bu fırtınadan kurtarmak istediklerinde çift terapisi her türlü dışavurumun yapılacağı ve sorunların üstesinden gelineceği bir ortamı yaratmaktadır. (www.dbe.com.tr)
|
|
Yorum (3) :: Bağlantı
|
10/3/2008 - Evlilik dışı ilişkilerin nedenleri ve çeşitleri
Buradaki yazılardan daha fazlasına ulaşabilmek için www.psikolojist.net
Sadakatsizliğin nedenleri çok çeşitli ve karmaşıktır. Evlilik dışı ilişkiler sorunlu evliliklerde yaşandığı gibi mutlu evliliklerde de görülebilir. İlişki yaşayan eş evlilikten yeterince tatmin olmadığını söylese de bazen kendisinin de tatmin edici bir eş olmadığı görülür.
Evlilik dışı ilişkinin başlıca nedenleri arasında özgüven eksikliği, evlilikteki sorunlar veya sadakatsizliğin hoşgörüldüğü bir ortam gelir.
Çoğul aldatmalar seks, aşk veya romantizm bağımlılığı göstergesi olabilir. Aşk ve romantizm bağımlıları yeni ilişkinin tutkusundan çok hoşlanırlar. Seks bağımlıları ise orgazmın yaşattığı doruk noktasına ve kaygı boşalımına tutkundurlar. Ancak böyle bir kaygı boşalımını utanç ve değersizlik duyguları izler. Buna karşın aldatmayı yaşam tarzı olarak benimsemiş olanlar cinsel ilişkiyi cinsiyet ve statü açısından gurur kaynağı olarak görürler ve evlilik dışı ilişkiye girmek için her fırsatı değerlendirip suçluluk duymazlar.
Duygusal bağlılık bir gecelik ilişkilerden uzun süreli aşk ilişkilerine kadar bir yelpazede çeşitlilik gösterir. Rastgele cinsel ilişkiler daha çok erkeklerde gözlenirken seks olmadan duygusal bağlılık daha çok kadınlarda görülür. İnternet ilişkileri de fiziksel temas olmadan yaşanan duygusal ilişkilerin bir örneği olup evlilikte sorun yaratabilmektedir.
Evliliğe en çok zarar veren ilişki tipi cinsel birleşmenin de olduğu yoğun duygusal bağlılıklardır. Bir gecelik veya çok sayıda olsa da gelip geçici cinsel ilişkiler evlilikler için aşılması en kolay olan birlikteliklerdir. ‘Kazayla’ veya ‘nasıl olduğunu anlamadan’ yaşanan cinsel birliktelikleri aldatılan eşler göreceli olarak daha rahat kabul edebiliyor. ‘Geçici bir delilik’ sonucu yaşanan evlilik dışı kısa romantik ilişkiler de bir öncekiler kadar çabuk olmasa da rahat aşılabiliyor. En güç aşılanı ise uzun süreli, duygusal yoğunluğu çok fazla olan romantik aşk ilişkileridir.
Evlilik dışı ilişkiye açık olma, evlilikteki sorunlarla (sorunlardan kaçınma, yakınlıktan kaçınma gibi) veya yaşamın dönemsel değişiklikleri (anne babalığa geçiş, çocuklar evden ayrıldıktan sonra yaşanan ‘boş yuva’ dönemi gibi) ile ilgili olabilir. Bazı eşler evlilik dışı ilişkiye (çoğu zaman farkında olmadan) mutsuz bir evlilikten kurtulmak için girebilirler.
Mutsuz evlilik evlilik dışı ilişkinin nedeni olabileceği gibi sonucu da olabilir. Çoğunlukla, ilişkiye giren eş evliliklerindeki sorunların aldatmanın nedeni olduğunu savunurken aldatılan eş sorunların aldatmanın sonucunda ortaya çıktığını savunur.
(www.dbe.com.tr)
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
10/3/2008 - Kimler aldatır
Buradaki yazılardan daha fazlasına ulaşabilmek için www.psikolojist.net
Evlilik dışı ilişkiyi kimin yaşayıp kimin yaşamayacağını söylemek çok güçtür. Genelleme yapmak sakıncalı olsa da evlilik dışı ilişki yaşayanları çok geniş olarak iki gruba ayırabiliriz.
Birincisi yaşam tarzı olarak eşlerini aldatanlardır. Bu gruptakiler eşlerini sürekli aldatır ve bundan dolayı çoğunlukla rahatsızlık duymazlar.
İkincisi ise bir kez aldatanlardır. Bir kez aldatanların % 70’Inin bu ilişkiye iş ortamında girdiğini gözlemlemekteyiz. Bu kişiler, özellikle eşlerinden başkasıyla cinsel veya duygusal bir ilişkiye girme amacı gütmediklerinden (hatta çoğu aldatmaya çok karşıdır), iş yeri gibi bir ortamda karşı cinsten biriyle zaman içinde çok rahat yakınlaşabilirler. Bu yakınlaşmalar birlikte çalışan insanlar arasında farkında olmadan, kendiliğinden ve uzun bir zaman dilimi içinde olur. Düşüncelerinde flört etmek veya ilişkiye girmek olmadığından birey sınırlarına çok dikkat etmeyebilir. İş arkadaşlarına çok yakın davranabilir veya onların yakın davranışlarını farketmeyebilir, çünkü kendi aklında böyle bir düşünce yoktur. Bu da zamanla duygusal ve/veya cinsel bir ilişkinin doğmasına neden olabilir.
(www.dbe.com.tr)
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
10/3/2008 - evlilik dışı ilişki
Buradaki yazılardan daha fazlasına ulaşabilmek için www.psikolojist.net
Evlilik içi şiddetten sonra evliliğe en çok zarar veren olgunun evlilik dışı ilişki olduğu gözlemlenmektedir. Evlilik dışı ilişkinin açıklanmasından sonra yoğun duygular ve krizler yaşanır. Ancak, evliliklerin çoğu yalnızca sadakatsizliği aşmakla kalmayıp çift terapisinden sonra daha güçlü ve daha tatmin edici hale gelebilir.
Çift terapisine başvuranların büyük bir oranının terapiye gelme nedeni eşlerden birinin evlilik dışı ilişkiye girmesi olmaktadır. İlginçtir ki, ABD’de yapılan geniş çaplı bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarına göre insanların % 90’ I evlilik dışı ilişkiye karşı olduklarını söylerken evli kadınların %15’I, evli erkeklerin de %25’I evlilik dışı ilişki yaşamış. Araştırmanın konusunun yarattığı gerginlikten ötürü bu rakamlar gerçeği yansıtmıyor olabilir. Psikoterapistlerin tahminine göre aldatan kadınların % 25, erkeklerin ise % 50 oranında olması olasıdır. Cinsel birleşme olmadan yaşanan duygusal veya cinsel yakınlaşmaları da katınca bu oranlar % 20 artıyor. Yani, aldatma söz konusu olduğunda sözler ve davranışlar çok tutarlı gözükmüyor.
Araştırmalar erkeklerin evlilik dışı ilişkiyi kadınlardan daha fazla deneyimlediğini gösteriyor. Evlilik dışı ilişki yaşayan kadınların oranı da, evlilik öncesi cinsel deneyim yaşanması ve çalışan kadınlar için daha çok fırsatların doğmasıyla gitgide artmaktadır.
Evlilik dışı ilişkiyi kadın yaşadığında boşanma olasılığı daha yüksek olmaktadır. Ülkemizde olduğu gibi batı dünyasında da aynı olay karşısında kadın erkekten daha fazla cezalandırılmaktadır.
Çalışmalarımızdan gözlemlediğimiz ve literatürün de desteklediği kadarıyla, evlilik dışı ilişki nedeniyle boşanan eşlerden çok azı eşini aldattığı kişiyle evlenmektedir. Birçoğu tekrar evliliklerini düzeltme yoluna gitmektedir. Bu noktada olumsuz duygu patlamaları yaşanır. Eşlerden birisi veya her ikisi de evliliği sürdürme konusunda ikilem içinde kalır. Aldatılan eş defalarca kriz yaşayabilir.
Evliliğin süresi kısaysa evlilik dışı ilişkiye tolerans çok düşük olmakla birlikte evliliğin süresi uzunsa aldatmaya karşı toleransın da daha yüksek olduğunu görmekteyiz. (www.dbe.com.tr)
|
|
Yorum (0) :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Psikolojik Danışman Ahmet Usta' nın derlediği aileyle ilgili yazılar bulunmaktadır. web site: www.psikolojist.net msn adresim: psikolojist@windowslive.com
Kategoriler
Kategori yok
Arkadaşlarım
|